5 Ocak 2016 Salı

Emek Bizim İstanbul Bizim İnisiyatifi’nden Basına ve Kamuoyuna


Emek Sineması’nın Yıkımı ile İlgili Yalanlar ve Gerçekler:

1- Asıl Sorumlular: Emek Sineması’nı ve Cercel D’Orient’i de içeren adanın Bakanlar Kurulu’nun 20.6.2006 gün ve 2006/10172 sayılı kararı ile “yenileme alanı” olarak belirlenmesiyle, Emek Sineması’nı yıkacak projenin yolu açıldı. Dolayısıyla Emek Sineması’nın yıkımından en başta dönemin Bakanlar Kurulu sorumludur. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanları (Ertuğrul Günay ve Ömer Çelik), Beyoğlu Belediye Başkanı (Ahmet Misbah Demircan), Koruma Kurulu’nun ve mülk sahibi Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bürokratik süreçteki onayları yıkımın zeminini hazırladı. Mimarlar Odası’nın açtığı davada istenen bilirkişi raporunda imzası bulunan üç bilirkişiden sadece biri, Yard. Doç. Dr. Suat Çakır, Emek’i yıkacak projenin kamu yararına uygun olduğu yönünde fikir belirtti. İnfazı gerçekleştirense Grand Pera projesinin sahibi Fatih Kesgün önderliğinde Kamer İnşaat’tı.

2-Moving’ Safsatası: Kültür ve Turizm bakanları dahil, yıkımın sorumlusu olan bütün aktörler süreç boyunca “yıkmıyor, taşıyoruz” yalanını dillerine doladılar. Kamer İnşaat’ın ortaklarından Levent Eyüboğlu’nun favori kelimesi ‘moving’, bu konuda vermeyi en sevdiği örnek ise La Scala’ydı. Oysa La Scala taşınmamış, bulunduğu yerde yenilenmişti. Pek çok gazete ve medya organı La Scala’yla ilgili bilgiyi teyit dahi etmeden, Kamer İnşaat ve PER İletişim’in kamuoyunu yanlış yönlendiren promosyon kampanyasına gönüllü olarak iştirak etti.

3- Adı Geçmeyen Sinemalar: Kaçak Demirören AVM’nin yanına bir AVM daha dikilebilsin diye yıkılan tek sinema Emek değildi. Aynı yapı içinde yer alan İpek ve Rüya sinemaları da bir alışveriş merkezinin altında kaldılar. Üstelik Rüya sineması, Yeni Rüya ismiyle işletilmeye devam ediyor, birçok film festivalinin de Beyoğlu’ndaki salon ihtiyacını karşılıyordu. 6 Mayıs 2010’de perdelerini kapayan Yeni Rüya’da gösterilen son film Min Dît oldu.

4- Emek Sineması Seyircisizlikten Yıkılmadı: Emek Sineması’nın geleceği, kamu yararına dair bir soru olarak demokratik bir şekilde tartışılsaydı bu konuda bir çözüm üretilebilirdi. Fakat Grand Pera projesinin derdi en baştan beri Emek Sineması’nın nasıl işletileceği değil, Emek Sineması’nın yıkılması ve ranta alan açılmasıydı. Nasıl aynı yapı içinde yer alan İnci Pastanesi günde kilolarca profiterol satmasına rağmen tahliye edilebildiyse, Emek Sineması da günde binlerce bilet satsaydı dahi yıkılacaktı.
Emek Sineması gibi müstakil sinema salonlarının kapanmasına neden olanlar, aslında bizzat yıkımı gerçekleştirenlerdir. Yani AVM piyasasında pay sahibi olanlardır. 2000 sonrasında AVM’lerdeki çok salonlu sinemaların işletmecileri, giderek gösterim ve dağıtım piyasasına hakim olarak müstakil sinemaları nefes alamaz hale getirdiler. Bu süreçte birçok müstakil sinema kapandı, birçoğu da seyirci alışkanlıklarının değiştiğini öngörerek birkaç salona bölünme suretiyle tutunmaya çalıştı. Emek’in özelliği, İstiklal Caddesi’nde yerle bir edilen diğer pek çok tarihî sinema salonu arasında şehir merkezindeki varlığını sürdüren bir kültür mekânı olmasıydı. Çevredeki hiçbir salonun sahip olmadığı bine yakın koltuk sayısıyla, festivaller açısından hayati değerde bir kültür mekânıydı Emek.
Emek Sineması’nın yıkılması, bir kültür mekanının yeni ticari düzen tarafından yutulması anlamına geliyor. Yıkılan Emek’in kopyası süs niyetine AVM içine yerleştirilirken, yanına da 8 adet cep salonu yapılıyor. Kısacası Emek’in yıkımı üzerinden yeni bir ‘çok salonlu sinema kompleksi’ icat edilmiş oluyor (Cinemo adıyla işletilecek). Bir tarihî sinema salonu daha tarihe karışırken, büyük işletmeler pazardaki paylarını artırıyor. Nitekim, Emek Sineması’nın son işletmecisi Süheyla Kurtuluş’un da söylediği gibi, Emek’in yıkımına zemin hazırlayanlar arasında Türkiye’de film gösterimi ve dağıtımı konusunda tekel haline gelen Mars Cinema Group da var. Yapılan görüşmelerde Emek Sineması’nın SGK üzerinden devir işlemi, Mars yöneticilerinin “eski makineler sergilenecek, tarihi doku korunacak ve sinema salonu sinema olarak kalacak” demesiyle gerçekleştiriliyor. Emek’in yenileme kisvesi altında yıkılması ve çok salonlu AVM sinema pazarı tarafından yutulması süreci bu şekilde başlıyor. Süheyla Kurtuluş, Levent Eyüboğlu’na “Beni kurtarın, battım! Buyrun anahtar” demediğini, bunun da Eyüboğlu tarafından üretilmiş bir yalandan ibaret olduğunu aktarmıştı.

http://www.radikal.com.tr/kultur/emekin-isletmecisi-ilk-kez-soze-girdi-yalan-1340901/

5- “Kâr Etmiyordu” Yanıltmacası: Emek Sineması gibi tarihî mekânların bulundukları yerde korunması için kâr eden işletmeler olmaları gerekmiyor. Zira, kamuya ait kültür mekânları, ticari işletme kriterleriyle değerlendirilemez. Kamer İnşaat’ın iddiasının aksine, dünya çapında ister özel mülk ister kamu malı, ticari çıkar gözetilmeksizin, kamusal desteklerle korunmuş pek çok sinema salonu var. Bu sinemaların bir kısmı sadece festivallere ve özel gösterimlere ev sahipliği yaparak hayatını sürdürüyor. Örnekler için: www.altyazi.net/donergec/emek-sokaga-acildiginda

6- İKSV’nin Rolü: Emek Sineması kapatılmadan önce, söylenildiğinin aksine ölü, çürümüş, kötü kokan bir mekân değildi. Beyoğlu’ndaki en fazla koltuk sayısına sahip olma özelliği ile, pek çok film festivali için çok önemli bir salondu. Bunların başında da İKSV’nin düzenlediği İstanbul Film Festivali geliyordu. Emek 2009 yılında kapatıldığında İKSV’nin sesi soluğu çıkmadı. 2010’daki festivalin açılışındaki borazanlı protesto eylemi gerçekleştirilmese, ilk Emek’siz festival suskunlukla geçecekti belki. İKSV bunun ardından, Kamer İnşaat’ın proje tanıtımına dönüşen ve bu nedenle protestoyla karşılanan bir toplantı gerçekleştirdi. Kamer İnşaat’ın projesine karşı sesler yükselince, ancak o zaman İKSV, sinemanın bulunduğu yerde ve özgün haliyle korunması yönünde tavır ortaya koydu. Vakıf konuyla ilgili açıklamasında Emek Sineması’nın ticari kaygılar taşımayan bir projeyle kullanıma açılmasının mümkün olduğuna yönelik inancını belirtiyordu. İKSV’nin bu bağlamda Emek’in bulunduğu yapıyı bir sanat adasına dönüştürme projesi hazırlamak için Beyoğlu Belediyesi’nden altı ay süre istediği ama bu teklifin belediye tarafından reddedildiği biliniyor. Böyle bir projenin onaylanması zaten mümkün değildi, zira proje Kamer İnşaat’a rant amacıyla teslim edilmişti. Nitekim Levent Eyüboğlu, İKSV’nin teklifini “Kamu desteğine ihtiyaç yok. Zaten İKSV ile çalışacağız” şeklinde geçiştirdi. “İKSV ile çalışacağız” ifadesi, Kamer İnşaat’ın Grand Pera’daki çakma Emek Sineması’nı İstanbul Film Festivali’nin kullanımına açacağı anlamına geliyordu. İKSV, her yönüyle ticari olan Grand Pera’nın (basın bülteninde geçen ifadelerle söylersek, “trendleri belirleyecek marka karması” ve “Beyoğlu’na uyumlu eğlence mekânlarıyla” dolu Grand Pera’nın) çakma Emek’inde İstanbul Film Festivali gösterimi yapmayı kabul edecek mi etmeyecek mi, hep beraber göreceğiz.

7-  Teknik Rapor Rezaleti ve Bilirkişi Yalanı:  14 Aralık 2010 tarihinde Emek Sineması, İnci Pastanesi ve Yeni Rüya Sineması’nın da içinde bulunduğu adadaki tarihi binaların yıkılarak yenilenmesi projesinin İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nce durdurulmasının ardından, Bilirkişi Heyeti Emek Sineması ve Cercle D’orient binasında incelemelerde bulundu.   

Raporun sonuç bölümü:

-       Yrd. Doç. Dr. Ömer Şükrü Deniz ve Doç. Dr. Özlem Eren, dava konusu karar ve ek projenin, taşınmazız tescilli kültür varlığı özelliği, tarihi değeri, iç ve dış görünümleri, karakteri ile kullanım amacına uygun olmadığı, Yrd. Doç. Dr. Suat ÇAKlR uygun oldugu kanaatine varmıştır.

-        Yrd. Doç. Dr. Ömer Şükrü Deniz ve Doç. Dr. Özlem Eren, soz konusu projenin, kentsel sit alan olarak belirlenen ve taşınmazın içinde bulunduğu bölgenin tarihi ve kültürel dokusuna uyumlu olmadığı ve dava konusu karar ve ek projenin kamu yarına uygun olmadığı, Yrd. Doç. Dr. Suat ÇAKIR uygun oldugu kanaatine varmıştır.


İki bilirkişinin olumsuz raporuna karşı mahkemenin yürütmeyi durdurmayı iptal kararına etki eden diğer rapor ise 2010 tarihinde İTÜ Döner Sermayeye hazırlatılmıştı.  İTÜ’nin raporu akademik ve etik her türlü kriteri çiğnemekteydi. Projenin uygunluğunun altını çizen raporu hazırlayan iki akademisyenden Prof. Dr. Kutgün Eyüpgiller projede Kamer İnşaat’ın danışmanlığı işini yapmakta iken, diğer akademisyen Prof. Dr. Kaya Özgen ise rapor hazırlandığı tarihte emekli olduğu için rapora imza atmaya yetkili değildi. Sonuç olarak Emek Sineması, proje danışmanının hazırladığı geçersiz bir teknik rapor ve üç bilirkişiden sadece birinin ‘yıkılması uygundur’ onayını içeren bilirkişi raporu ile yıkılmıştır.

8- Eyüboğlu’nun En Komik Yalanı: Emek’in yıkılma sürecindeki yalanlar arasında en komiği, yine Levent Eyüboğlu’na ait. Eyüboğlu, 31 Mart 2013’te Emek Sineması’nı yıkımdan korumak amacıyla işgal edenlerin sinemaya zarar verdiğini iddia ediyordu. Böylelikle yıkımına başladığı ve birkaç hafta sonra yerle bir edeceği bir mekâna zarar verilmesinden şikayet eden ilk insan olarak dünya tarihine geçti. Bir ekşisözlük yazarına göre tarih  Eyüboğlu’nu “Emek Sineması’nın dozeri olarak yazacak”.

9- Biber Gazıyla ‘Özel Mülkü’ Korumak: 7 Nisan 2013’te yapılan protestoda, Emek Sineması’nın bulunduğu Yeşilçam Sokağı’na girmek isteyen yüzlerce insanın yolu, kolluk kuvvetleri tarafından kesildi. “Özel mülkü” korumakla görevlendirilen polis, insanların sokağa girmesinin inşaat nedeniyle tehlike olduğunu söyleyecekti. İstiklal Caddesi’nin biber gazına boğulma süreci işte böyle başladı. Polisin “tehlikeli” olduğu gerekçesiyle sokmadığı sokağa ise 14 Nisan’da girilecek ve bunun da rantı koruma, süreci kriminalize etme amaçlı bir yalandan ibaret olduğu ortaya çıkacaktı.


Emek Bizim İstanbul Bizim İnisiyatifi






17 Nisan 2015 Cuma

SANSÜRE KARŞI ÖZGÜR SİNEMA YÜRÜYÜŞÜ

Sinema tarihimiz aynı zamanda sansürle mücadele tarihidir. Bu mücadelenin son perdesi, ‘Bakur’ filminin 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminin engellenmesiyle açıldı. Sinemacıların filmlerini festivalden çekerek tepkilerini ortaya koyması, İstanbul Film Festivali’nde bütün yarışmaların iptal edilmesiyle sonuçlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın baskıları sonucu Ankara Film Festivali de 16 Nisan’da kısa film ve belgesel yarışmalarını iptal ettiğini açıkladı. Ardından Ulusal Yarışma Jürisi, jürilik görevinden çekildi.

Önümüzdeki dönemde, filmlerin ve festivallerin çok daha büyük engellemelerle karşılaşma olasılığı  yüksek görünüyor. Sansüre imkan tanıyan kanunların ve ilgili yönetmeliklerin bir an evvel kaldırılmasını talep ediyoruz. Sanatı desteklemesi gereken Kültür Bakanlığı’nın sinemanın özgürlük alanını bu tip baskılarla daraltması
kabul edilemez.

Gelinen aşamada sanat üzerindeki tüm baskıların kalkması, filmlerin özgürce izleyicilerle buluşması ve festivallerin bağımsızca var olabilmesi için mücadele kaçınılmaz!

Tüm sinema emekçilerini, sinema yazarlarını, ve sinemaseverleri bu mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz. 18 Nisan Cumartesi günü 16:00’da hep birlikte Fransız Kültür Merkezi’nden Atlas Sineması’na ‘Sansüre Karşı Özgür Sinema’ yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz.

Yürüyüşümüzün ardından 20:30’da Abbasağa Parkı’nda buluşuyor, sinemacıların 1977’deki Sansüre Hayır yürüyüşünü anlatan Yollara Düştük belgeselini izleyip, sansüre karşı nasıl dayanışacağımızı konuşuyoruz.


Sansüre Karşı Özgür Sinema Yürüyüşü
18 Nisan Cumartesi, 16:00 Fransız Kültür Merkezi Önü

“Yollara Düştük” Belgeseli Gösterimi ve Forum
18 Nisan Cumartesi, 20:30 Abbasağa Parkı



Sinema Emekçileri Sendikası
Oyuncu Sendikası
Sinema Yazarları Derneği
Türkiye Görüntü Yönetmenleri Derneği
Sinema Televizyon Sendikası
Yeni Sinema Hareketi
İşçi Filmleri Festivali
Documentarist İstanbul Belgesel Günleri
Hangi İnsan Hakları? Film Festivali
Emek Bizim İstanbul Bizim
Gökyüzü Oyuncuları

12 Mart 2015 Perşembe

“Hepimiz oradaydık. Şimdi kim, nereye gidecek?”

Enis Köstepen

Bu yazı Altyazı dergisinin Mart 2015 148. sayısında Altyazıdan köşesinden alınmıştır.

Yaşadığımız ve deneyimimizi belirleyen alanlarda kıskacın giderek daraldığını hissettiğimiz şu günlerde, umudu ve mücadeleyi diri tutma ihtiyacı da o denli güçleniyor. Alanlarımıza sahip çıkarak yaşamaya devam etmenin her zamankinden daha da acil ve önemli olduğunu hissederken, hayatta sevdiğimiz şeyleri yaparken alternatif yollar üzerine düşünmek, yeni kanallar yaratmak, var olan çatışmalarda durduğumuz yeri yeniden tartışmaya açmak kaçınılmaz hâle geliyor.
Bu ayın ortalarına doğru İstanbul Film Festivali’nin bu seneki nihai programının açıklanmasıyla birlikte, her sene olduğu gibi Emek Sineması’nın yokluğunun en ağır hissedildiği o döneme gireceğiz. Festivalle birlikte Emek’in hayaletini daha çok görmeye başlayacağız, direniş bizi yine çağıracak.
Emek Sineması mücadelesi, “Bu hâlâ başlangıç!” diyerek devam ediyor. 8 Ocak 2015’te İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Emek Sineması’nı yıkan proje hakkında verdiği yürütmeyi durdurma kararını açıkladı. Hukuki sürecin işlemesi ve inşaatın durdurulması için Serkildoryan’ın önünde 17 Ocak’ta geniş katılımlı bir eylem düzenlendi. Bir yandan yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaat Şubat ayının sonu itibarıyla tüm hızıyla devam ediyor. Diğer yandan da Hürriyet gazetesi yıkımın ortağı ve sözcüsü Levent Eyüboğlu’na sayfalarında yer açarak (Gülistan Alagöz’ün 19 Ocak, İzzet Çapa’nın 9 Şubat tarihli haberleri) kamuoyu tarafından gayrimeşru, mahkeme kararıyla da hukuksuz ilan edilen yıkımı meşrulaştırmak için yayın yapmaya devam ediyor.
Emek’i yok eden Grand Pera kat kat  yükselirken, sinema çevrelerinde de çeşitli endişeler dile getirilmeye başladı. Süregiden mücadeleye ve mahkemece tescil edilen hukuksuzluğuna rağmen Grand Pera projesi  tamamlanıp ‘Çakma Emek’ açılırsa, sinemacılar ve sinemaseverler nasıl bir tavır alacak? Çakma Emek’in işletilmesi için yönetim kurulunda Levent Eyüboğlu’nun da bulunduğu Emek Sanat ve Kültür Vakfı diye bir vakfın kurulduğu bir süredir biliniyor. Bu vakfın film festivalleriyle temasa geçip onları Çakma Emek’e davet ettiği konuşuluyor.
Çakma Emek’in yanındaki salonları Mars Entertainment’ın yine Cinemaximum markası altında, yani İş Bankası sponsorluğunda işleteceği de söyleniyor. Festivaller, dağıtımcılar,  yapımcılar, yönetmenler seyircileriyle Çakma Emek’te ya da yanındaki salonlarda buluşmak
isteyecekler mi?
Bir yanımız bu soruların geçerliliğini kaybetmesini, inşaatın bir an evvel durmasını ve kamuya yani hepimize ait Emek Sineması’nın geleceğine kamunun yani bizlerin karar vereceği bir sürecin başlamasını diliyor. Ama kötümser yanımız bu sorularla yüzleşme vaktinin yaklaştığını söylüyor.

Emek’in yerinde yükselen kaçak yapının içinde, hiçbir şey olmamış gibi kim film izleyebilir? Başka türlü bir sinema kültürü için emek veren yönetmenler, yapımcılar, dağıtımcılar filmlerini seyirciyle Grand Pera’da buluşturmayı sindirebilecekler mi? Festival seyircisinden festival düzenleyicisine, dağıtım şirketlerinden “Emek Yerinde Güzel” diyen sinema meslek örgütlerine kadar herkes bu soruların muhatabı. Bu süreçte, Hürriyet’in bahsettiğimiz iki haberinin işaret ettiği üzere bu sorulara verilecek cevapları bastırmak için medyada yankılanacak “Oldu, bitti, değişime uyun.” naralarına da hazırlıklı olmamız gerekiyor. Kötü ihtimal gerçekleştiği takdirde gündeme gelecek soruları hemen şimdi, biraz daha yüksek sesle dile getirmek ve tartışmayı başlatmak lazım. Bu tartışmayı Emek Sineması mücadelesinin bir parçası hâline getirip yıkımın halkla ilişkilerini üstlenen mekanizmaya müdahale edecek sesler üretmemiz mümkün. O zaman tekrar edelim: “Hepimiz oradaydık. Şimdi kim, nereye gidecek?”

17 Ocak 2015 Cumartesi

17 Ocak 2014 - Biz bitti demeden bu film bitmez - Basın Açıklaması


duyuyorum hâlâ bu kuytuda
geçmiş gelecek şimdi
rüzgârlar uğulduyor havada
son söz söylenmedi ki

BU HÂLÂ BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM!

‘Bu Daha Başlangıç’ sloganını ilk attığımız yerdeyiz. 5 yıldır omuz omuza sürdürdüğümüz Emek Sineması mücadelemizde,bu projenin sadece yıkım anlamına geldiğini hep haykırdık. Egemenler ise yıkmıyoruz, taşıyoruz’ diyerek göz göre göre yalan söylediler.

Fakat henüz film bitmedi, son söz söylenmedi. Bugün, Emek Sineması mücadelesinde yeni bir döneme girdik.

8 Ocak 2015’te İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Emek Sineması’nı yıkan proje hakkında “kamu yararı olmadığı ve hukuka uygunluk bulunmadığı, tarihi ve kültürel yapılara telafisi güç ve hatta imkansız zararlara yol açacağı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararını açıkladı. 

Hatırlanacak olursa, 2011 Mayıs’ında 9. İstanbul İdare Mahkemesi öngörülen projenin durdurulmasına karar vermişti. Ancak, Aralık 2011’de mahkeme hiçbir gerekçe göstermeksizin ve bilirkişi raporunu hiçe sayarak durdurma kararını iptal etti. Alınan yürütmeyi durdurma kararı o gün hukuku hiçe sayarak iptal edilmeseydi, Emek Sineması bugün hâlâ yerinde olacaktı.

Bu yeni kararın anlamı çok net: karar, inşaat şirketine tebliğ edildiği andan itibaren yapı alanındaki her türlü müdahale suç teşkil etmekte. Kamer İnşaat, günlerdir göz göre göre suç işlemeye ve sabıkasını kabartmaya devam ediyor. Emek Sineması’nın yerine yapılan AVM, Serkildoryan’a, Melek Apartmanı’na, Yunan Konsolosluğu binasına geri döndürülemeyecek hasarlar verdi, vermeye devam ediyor.Şirket, kaçak olduğunu itiraf edercesine mahkeme kararınınhemen ardından inşaata hız verdi; elbette işçilerin can güvenliğini hiçe sayarak! Mimarlar Odası’nın sonaçıklamasının üzerinden henüz bir gün geçmişti ki, 15 Ocak 2015 tarihinde Serkildoryan inşaatında, geceyarısı bir işçi yüksek elektrik akımına kapıldı. Civardaki tek devlet hastanesi olan Taksim İlkyardım’ın kapatılmış olması sebebiyle ambulans saatlerce şantiyeye ulaşamadı.
Kamer İnşaat halkı yanlış yönlendirerek, işçi güvenliğini yok sayarak bu hukuksuz projeye devam etmekte ve inşaatı oldu bittiye getirmeye çalışmaktadır. Şirketle bir iş ortağı gibi çalışan Beyoğlu Belediyesi’nin görevini yapması ve bir an önce bu inşaatı mühürlemesi gerekmektedir.

Son süreçte önemli bir karar daha açıklandı. Danıştay,Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile yetkililer Mehmet Ali Kipsöz, Barış Çelikkalkan, İlhan Turan hakkında soruşturma izni verdi. Sadece Emek Sineması’nı değilbütün Beyoğlu’nu baştan aşağıya sermayeye pazarlayanAhmet Misbah Demircan yargı süreci sonlanmadan verdiğiinşaat ruhsatıyla işlenen suçun birinci dereceden sorumlusudurEvet Misbah, bir zamanlar yayında olduğun gibi, bugün de soruşturmadasın!

Yırca’dan, Sulukule’den, Dersim Peri Suyu’ndan çok iyi bildiğimiz yargı labirentlerinde, rant projeleri için zaman kazandıklarını düşünen egemenlere, tüccarlara sesleniyoruz: Biz buradayız! hiç bir yere gitmiyoruz!. O korkunç alışveriş merkezinizi sinemamızın yıkıntıları üzerine dikmenize izin vermeyeceğiz. Hem kaçak hem de hilkat garibesi olanDemirören’in bir benzerinin anılarımızın üzerinde yükselmesini kabul etmeyeceğiz. Emek Sineması’nı olduğu yerde, sokağa açılan kapısıyla yeniden inşa ettirene kadar mücadelemize devam edeceğiz.



Bir kez daha tekrarlıyoruz, haksız ve hukuksuz bir şekilde sermayeye devredilen Emek Sineması ve Serkildoryan binası Sosyal Güvenlik Kurumu’na, yani kamuya, yani bizlere aittir! Bu alan üzerindeki her türlü kullanım hakkı kamunundur ve kolektiftir. Meşru ve esas olan devlet kurumlarının ve şirketlerin çıkarları değil, kamunun yararı ve kararıdır. Biz Yırca’da Zeytin Ağacı, Sulukule’de ev, Tarlabaşı’nda sokak, Taksim’in ortasında bir parkız. Biz bitmek tükenmek bilmeyen rantınız için yok ettiğiniz her yaşam alanı, evinden çıkardığınız her kiracı, sokaklarda öldürdüğünüz her çocuk, kesmeye çalıştığınız her sesiz. Daima karşınızdayız!

Biz bitti demeden bu film bitmez!

Sürmekte olan inşaat duracak, proje iptal edilecek. Yapı kompleksi kamulaştırılacak ve Emek Sineması eski haliyle yeniden inşa edilecek. Emek mücadelesi egemenleredurmadan şunu hatırlatacak: Hiçbir doğal, kültürel, tarihi, kamusal alan hukukun geciken kararları bahane edilerek yokedilemez. Herkes bilsin ki, Emek sermayeyle uzlaşmayacak!

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

Emek Bizim Beyoğlu Kent Savunması



facebook.com/emekbizim
facebook.com/beyoglukentsavunmasi
twitter.com/EmekBizim
twitter.com/BeyogluKntSvnms
emeksinemasi.blogspot.com.tr



14 Ocak 2015 Çarşamba

Bu hâlâ başlangıç!



İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Emek Sineması'nı yıkan proje hakkında “kamu yararı olmadığı ve hukuka uygunluk bulunmadığı, tarihi ve kültürel yapılara telafisi güç ve hatta imkansız zararlara yol açacağı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararını açıkladı. Dahası, Danıştay Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile yetkililer Mehmet Ali Kipsöz, Barış Çelikkalkan, İlhan Turan hakkında soruşturma izni verdi.
 
Yeşilçam Sokak’tan Taksim Meydanı’na ve Gezi Parkı’na uzanan mücadelemizin hâlâ en başlarında olduğumuzun farkındayız. Yıllardır süren Emek Sineması mücadelesine hiç hız kesmeden, bıraktığımız yerde Emek’in önünde devam ediyoruz.

17 Ocak Cumartesi saat 17:00'da Emek Sineması önünde buluşuyor, kararın uygulanıp uygulanmadığını yerinde teftiş ediyoruz.

Emek Bizim İstanbul Bizim!

Emek Bizim & Beyoğlu Kent Savunması




13 Ocak 2015 Salı

17 Ocak 17:00'da Emek Sineması Önündeyiz! Suç dosyanızı kabartmayın! Bir çivi bile çakmayın!

9. Bölge İdare Mahkemesi'nin Emek Sineması'nı yıkan proje hakkında “kamu yararı olmadığı ve hukuka uygunluk bulunmadığı, tarihi ve kültürel yapılara telafisi güç ve hatta imkansız zararlara yol açacağı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdiğini Mimarlar Odası tarafından açıklandı. 
Dahası, Danıştay Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile yetkililer Mehmet Ali Kipsöz, Barış Çelikkalkan, İlhan Turan hakkında soruşturma izni verdi.

17 Ocak Cumartesi saat 17:00'da Emek Sineması önünde buluşuyor, kararın uygulanıp uygulanmadığını yerinde teftiş ediyoruz.

Suç dosyanızı kabartmayın! Bir çivi bile çakmayın!

Emek Sermayeyle Uzlaşmayacak!

Emek Bizim İstanbul Bizim!

Emek Sineması'nı Yıkan Projenin Durdurulma Kararına Dair Mimarlar Odası'nın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna,

Emek Sineması ve içinde bulunduğu tarihi yapı kompleksinin, hukuksuz, usulsüz ve etik dışı proje ve yıkım sürecini asla unutmayacağımızı ve bu konuda vebali bulunan tüm yetkili ve ilgiler hesap verene dek konunun takipçisi olacağımızı her fırsatta yinelemiştik.
Yaklaşık 5 yıldır hep birlikte, hukuk, bilim, mesleki etik, koruma kavramları, kamu vicdanı yok sayılarak gerçekleştirilen hukuksuzluk ve yağma sürecine, başta sanatçılarımız olmak üzere tüm İstanbul halkının karşı çıkışına, dünyaya örnek gösterilecek mücadelesine ve çabasına tanık olduk.
Ancak ne yazık ki; tüm bu çabalara rağmen bir asırdan fazla İstanbul'un kültür yaşamına damgasını vuran ve yalnızca İstanbul'un değil Türkiye'nin en eski ve görkemli sinema salonlarından olan Emek Sineması da İstanbul'daki hukuksuzluk ve yağma çılgınlığının araçlarından olan 5366 sayılı yasanın kurbanları arasına girmiş ve hepimizin gözleri önünde bir tarih, kültür ve hukuk katliamı sonucunda yıkılmıştır.  
Bu yıkım, anayasal görevleri anılan değerleri korumak, kollamak ve geliştirmek olan kamu otoriteleri eliyle; Anayasa ve uluslar üstü normlara aykırı bir şekilde, bugünlerde örneklerine çokça rastladığımız yargı üzerindeki siyasi baskılarla gerçekleşmiştir.

Hatırlatmak isteriz; 9. İstanbul İdare Mahkemesi, 24 Mayıs 2010’da projenin uygulanması halinde, telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabileceği gerekçesiyle, mekan mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bu konuda yeniden bir karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulmasına oybirliğiyle karar vermişti.
Ancak; aynı Mahkeme 16 Kasım 2011’de; daha önce almış olduğu yürütmeyi durdurma kararını, bilirkişi raporundaki çoğunluk görüşüne rağmen gerekçesiz bir kararla kaldırarak Emek Sineması'nın yıkılmasının önü açılmış ve bütün uyarılarımıza rağmen Beyoğlu Belediyesi tarafından 13 Şubat 2013 tarihinde yargı süreci devam eden bir projeye yapı ruhsatı verilmiştir.
Böylelikle yargı kararlarının gecikmesi fırsat bilinerek rant projelerine  kurban edilen Sulukule, Tarlabaşı ve Tekel Likör Fabrikası,Taksim Cumhuriyet Caddesi,Saray ve Majik sinemaları  gibi kültür ve tarih varlıklarımıza Emek Sineması da eklenmiştir.

Ayrıca bütün bu hukuksuzluklarla da yetinilmemiş, bütün ilgili ve yetkililerin “Yıkmıyoruz, Söküyoruz”şeklindeki utanmazca yalanları ve polis şiddeti eşliğinde acımasızca ve barbarca yok edilen Emek Sinemasının proje ve yıkım sürecinde işlenen suçlar, inşaat aşamasında da pervasızca devam ettirilmiştir.
Ancak bütün bu olumsuz gelişmeler sonucunda,  İstanbul Bölge İdaresi Mahkemesinin yürütmenin durdurulmasına karşı itirazımız üzerine; 19/12/2014 tarihinde oybirliğiyle almış olduğu, Odamıza 08.01.2015 tarihinde tebliğ edilen yeniden “YÜRÜTMEYİ DURDURMA” kararı ile Emek Sineması yasal mücadele sürecinde yeni bir sayfa açılmıştır.
İstanbul Bölge İdaresi Mahkemesinin 19/12/2014 tarihinde oybirliğiyle almış olduğu YÜRÜTMEYİ DURDURMA” kararında;
.”Karar veren İstanbul Bölge İdaresi Mahkemesi Birinci Kurulunca yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin karara itiraz incelenerek işin gereği görüşüldü:
…bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda dava konusu işlemlerde kamu yararı ve hukuka uyarlık bulunmadığı ..
Dava konusu işlemlerin yürütülmesi halinde tarihi ve kültürel miras olarak nitelendirilmesi söz konusu olan yapılar açısından telafisi güç, hatta imkansız zararların doğmasına yol açabilecektir.
Açıklanan nedenlerle, davacının itirazının kabulüne, İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin 20/11/2014 tarih ve E:2014/1825  sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanunu’nun 27. Maddesinde aranan koşullar dava konusu olayda birlikte gerçekleştiğinden, yürütmenin durdurulmasına, dosyanın mahkemenin iadesine, 19/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. “ denilmiştir.
Gecikmiş de olsa tüm toplumsal kesimler ile birlikte sürdürdüğümüz hukuk mücadelesindeki haklılığımızın yeni bir kanıtı olan yargının bu önemli kararını kamuoyu ile paylaşırken;Konunun tüm ilgililerine, bu karardan itibaren yargı süreci sonuçlanana kadar dava konusu yapı adasına yapılacak herhangi bir müdahalenin var olan suç dosyalarına yenilerini ekleyeceğini önemle hatırlatmak ve sizlerin önünde bir kez daha seslenmek istiyoruz.
·         İstanbul ve Beyoğlu'nun nadir kalmış kamusal alanlarından olan ve toplum adına korumak ve kollamak için tarafınıza emanet edilmiş bulunulan ancak kendi siyasi amaç ve rant beklentileriniz uğruna bakımsızlık ve yıkıma terk ettiğiniz; başta Atatürk Kültür Merkezi olmak üzere bütün kültür ve tarih varlığı yapılarımızı ve bugün acımadan yıktığınız Emek Sineması'nı; evrensel koruma ilkelerine uygun olarak onarıp projelendirerek asli işlevleriyle acilen toplum hizmetine sununuz.
·         Ayrıca Sulukule'de, Tarlabaşı'nda, Ayvansaray’da, Tekel Likör Fabrikası’nda Saray Sineması’nda, Emek Sineması'nda, Yırca’da ve benzeri birçok yerde son derece can yakıcı sonuçlarını görmeye başladığımız mimarlık, kültür, tarih ve hukuk katliamlarına; İstanbul'u İstanbul yapan tarihi ve kültürel değerlerin meta olarak görülmesine; Kamusal ve kentsel alanların iktisadi enstrümanlar olarak yerli ve uluslararası sermayenin emrine sunulması politikalarına derhal son veriniz.
·         Yargılamalar sonucunda kamu yararına ve hukuka aykırılıkları birer birer ortaya çıkmaya başlayan kentsel doğal ve tarihi yağma projelerinizin yasadışı ve suç ürünü olan sonuçlarını meşrulaştırmak ve bu uğurda toplum ve kamu yararı adına görev yapan TMMOB’ye bağlı Odaları susturup işlevsizleştirmek üzere hazırladığınız hukuk dışı torba yasa tasarılarınızı ve kararnamelerinizi derhal geri çekiniz.
Emeği ve yıkım sürecini unutacaklar diyenler yanılıyorlar. Kentimize, emeğimize, mesleğimize, değerlerimize yapılan hiç bir saldırıyı unutmadık unutmayacağız ve tüm ilgililer kültür tarih ve doğal varlıklarımıza karşı işlemiş oldukları tüm suçlar için yargı ve kamuoyu önünde hesap verene kadar mesleki, yasal ve toplumsal mücadelemize devam edeceğiz.
Saygılarımızla…

Mimarlar Odası

İstanbul Büyükkent Şubesi